MİDHAT AKÇA / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    MİDHAT AKÇA / Yazar

    Devlet Regüle etmezse fiyatlar kontrol edilemez

    07 Şubat 2019 Perşembe 15:19

    Konuya şöyle başlayalım, Türkiye'de son yıllarda tamamen deregülasyon ekonomisi yaşanmaktadır ve fakat regülasyon ekonomisine geçmek mecburiyetimiz var.

    Deregülasyon, belirli bir iş alanı ya da kesimde devlet kısıtlamalarının azaltılması ya da tamamen kaldırılması durumudur.

    Regülasyonu Prof. Dr. C. Can Aktan şöyle ifade ediyor:

    “Regülasyon, geniş anlamda sosyal ve ekonomik amaçlara yönelik olarak devlet tarafından yürürlüğe konulan her türlü anayasal, yasal ve kurumsal düzenlemeleri ve diğer her türlü kamusal politikaları ve yapılan uygulamaları ifade etmektedir. Devlet tarafından uygulanan regülasyonlar literatürde yaygın olarak ekonomik ve sosyal regülasyonlar olarak iki grupta ele alınmaktadır. Ekonomik regülasyonlar, piyasa yapısını ve piyasadaki davranışları düzenlemeye yönelik regülasyonlardır. Piyasaya giriş çıkışın düzenlenmesi, fiyat kontrolleri, asgari ücret vs. ekonomik regülasyonlara örnek teşkil etmektedir. Ekonomik regülasyonlar da genel olarak "yapısal ekonomik regülasyonlar" ve "davranışsal ekonomik regülasyonlar" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Piyasa yapısını düzenlemeye yönelik her türlü düzenleme "yapısal ekonomik regülasyon" olarak adlandırılabilir. Örneğin, eksik rekabet, haksız rekabet, yıkıcı rekabet yönünde yapılan düzenlemeler bu konuda örnek verilebilir. Bunun dışında piyasa aktörlerinin ve tüm bireylerin davranışlarını düzenleyen kurallar ve yasal düzenlemeler de yapılabilir. Bu türde düzenlemeler ise "davranışsal ekonomik regülasyonlar" olarak adlandırılır. Reklam ve sinema filmlerinde yapılan devlet düzenlemeleri bu konuda bir örnek teşkil etmektedir. Sosyal regülasyonlar ise çevrenin, çalışanların, tüketicilerin vs. korunmasına yönelik düzenlemelerdir.”

    Ben normalde serbest piyasa ekonomisini savunan bir insanım. İktisat Fakültesini bitirdikten sonra yüksek lisans yapmadım, doktora da yapmadım ama gazeteci olduğum için zaten doğal bir süreç olarak hem iktisadı, hem ekonomiyi makro ve mikro düzeyde takip etmek zorunda kaldım.

    Kendimi iktisatçı değil de gazeteci olarak tanımlarım. Ama zaman zaman da iktisatla ilgili yazılar yazarım.

    Narha karşıyım, devletin piyasaya İran'daki gibi direk müdahalelerine karşıyım, serbest piyasa ekonomisini, tartışmasız modern bir devlette olmazsa olmaz olarak görürüm.

    Liberal düşünceleri de kabul ederim ama bütün bunlar, Türkiye gerçeğini unutturmuyor bana ve ülkemizin, "narh" yapmadan, serbest piyasa ekonomisinin şartlarına sadık kalarak ve piyasa unsurlarına dokunmadan, kendisini koruma hakkının da var olduğuna inanıyorum.

    Bence ülkemiz, regülasyon ile bunu başarabilir.

    Müdahale etmez ama oluşturacağı katmanlarla fiyatı üretici ve tüketici leyhine korur, haksız fiyat hareketlerinin oluşmasını önler.

    Bunları niye söyledim?

    Şunun için;

    Yıllarca devletin piyasayı tamamen özel sektöre bırakmaması gerektiğini yazdım. Devlet özellikle bizim ülkemizde, kendine özgü şartları olan bir devlette etkin bir şekilde ekonominin içinde olmazsa, milleti kapitalistler zıplatırlar, devleti de zor durumda bırakırlar, hükümeti de, bunu ifade ettik ediyoruz.

    Ama ne yazık ki, AK Parti iktidarı yıllarca hiçbir şekilde bu konularda adım atmadı, dinlemedi bizi.

    Peki ne oldu?

    Dışa bağımlılık ve en sonunda da sebzeyle, meyveyle hükümeti dizayn etmeye çalışan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ifadesi ile gıda maddeleri üzerinden piyasayı, siyaseti, devleti, düzeni terörize eden gruplar oluştu...

    Ben olaya ideolojik kesin inançla bakamam.

    Recep Tayyip Erdoğan’ı bu milet seçmiştir.

    Aziz milletimizin seçtiği, bizim Cumhurbaşkanımız, devletimizin başıdır, başkanımızdır.

    Ama bakın piyasa adı altında, Cumhurbaşkanımızı, AK Partiyi gıda fiyatları üzerinden alaşağı etmeye çalışan bir topluluk, bir grup, bir oluşum netbir şekilde görülmüyor mu?

    Elma nasıl 6 lira olur kardeşim. Bunun izahı nedir?

    Çiftçiden kaç liraya aldın bu elmayı?

    1 liraya…

    E hangi mazot parası, hangi çiftçi, hangi çiftçinin kaybetmesi, hangi destek…

    Kim götürüyor aradaki 5 lirayı?

    Bu ülkede geçen Mayıs ayından beri mazota zam gelmiyor ki, indirim geliyor.

    Ayrıca çiftçi mazotu daha ucuza alıyor.

    Neden yükseldi biber 20 liraya?

    Çiftçi bunu 20 liraya satmıyor ki?

    Çiftçi 2 liraya satıyor.

    Peki aradaki 18 lira kimin cebine gidiyor?

    Onlarca örnek gösterebiliriz böyle.

    Şeker gibi aracının olmadığı bir kaç ürün dışında her üründe oynuyorlar, milyonlar kazanıyorlar, hükümeti küçük düşürüyorlar, millete zulüm ediyorlar.

    Peki bunlar niye oluyor?

    Bunlar, Et Balık Kombinaları kapandığı için oluyor.

    Bunlar, tütün fabrikaları satıldığı için oluyor.

    Bunlar, Sümer kapandığı için oluyor.

    Daha doğru bir ifade ile, devletin piyasayı tamamen kapitalistlere bıraktığı için oluyor.

    Adamın derdi günü para.

    O başka hiçbir şeyle ilgilenmiyor.

    Öyle olunca da, bir taraftan devletimiz küçük düşüyor, bir taraftan Saadet Partisi medyası, CHP medyası, İYİ Parti medyası, HDP medyası asparagas haberlerle milleti boğuyor, bir taraftan millet sebze meyve alamaz oluyor, bir taraftan ise Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a bu fiyatlar üzerinden alçak bir saldırı başlıyor.

    Ondan sonra da ağzı olan konuşuyor.

    Çünkü devlet konuşmayı bıraktı, başkalarının konuşmasına, kakafoniye müsade etti.

    Oysaki, kaç defa yazdık.

    Devlet mutlaka ama mutlaka ekonominin içinde olmalı, üretimin içinde olmalı, fiyatlamanın içinde olmalı.

    Serbest piyasa kuralları da işlemeli ama kimsede fahiş fiyatlarla millete zulmetme, malı götürme lüksüne sahip olmamalı.

    Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Belediyelerimizle birlikte kaynağından sebze ve meyveleri alarak büyük şehirlerimizde maliyetine vatandaşlarımıza sunacağımız adımları önümüzdeki haftaya görmeye başlayacağız." demiş.

    Günaydın.

    Atı alan Üsküdarı geçti..

    Ama yine de önemli bir adım.

    Yeter mi?

    Hayır elbette yetmez.

    Bir an önce, Tarım Bakanlığı, Tarım Kredi Kooperatifleri, Birlikler bir araya gelerek bir Şirket kurmalıdır.

    Acilen 81 il ve bütün ilçelerde bu şirket satış merkezleri kurmalı ve bir taraftan direk üreticiye sözleşmeli üretim yaptırılmalı ve bu ürün alınarak fiyat regülasyonu sağlanmalı, tarım - üretici korunmalı,

    Bir taraftan da piyasada rakamlarının uygun fiyatta oluşması sağlanarak, tüketici açısından fiyat regülasyonu sağlanmalı ve gıda üzerinden oluşturulmak istenen terörün varlığına son verilmelidir.

    En az PKK ile FETÖ ile mücadele kadar önemli bu.

    Türkiye bu yoldan dönemez. Türkiye milletini de korumalıdır, devletini de korumalıdır.

    Dört çakala piyasayı teslim etmenin akılla bir izahı yoktur.

    Türkiye bizimse, biz ülkemizde birilerinin gıda terörü estirmesini istemiyoruz.

    Ayrıca bu tohum yasaları da tekrar gözden geçirilmelidir.

    Türkiye yerli kaynaklardan tamamen kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir bir hale gelmelidir. İşte “beka” meselesi budur.

    Üreteceksin, dışa bağımlı olmayacaksın, vatandaşını da, sınırlarını da, topraklarını da koruyacaksın, ülkeni ileriye taşıyacaksın, güçlü olacaksın, güçlü kalacaksın...

    Bunu başarmak zorundayız.

    Ağustos ayından beri İktisadi 15 Temmuz yaşıyoruz, bu toprakların işgaline müsade etmedik, rakamlar üzerinden, ekonomi üzerinden milletimizin, devletimizin güçsüzleştirilmesine de müsade etmeyiz, etmemeliyiz.

    Şunu da yazayım, doların bir şekilde biran önce 4 lira seviyelerine çekilmesi gerekiyor.

    4 lira seviyeleri bile yüksek ama şimdilik idare edilebilir bir düzeydir.

    Doların bu rakamları hala sürdürülebilir rakamların üzerindedir.

    Türkiye’nin bağımsızlığının yolu, iktisadi bağımsızlıktan geçiyor.

    Bilginiz olsun.

     

     

    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    GÜNDEM
    FAYDALI BİLGİLER
    MAGAZİN - KÜLTÜR - SANAT
    ANALİZ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Bağımsız Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim